Anasayfa Editörün Seçtikleri Savaşın Bedelini En Çok Çocuk Sığınmacılar Ödüyor

Savaşın Bedelini En Çok Çocuk Sığınmacılar Ödüyor

, admin

KADER KOZNAN – Gaziantep

Suriye’deki iç savaşın başlamasının ardından neredeyse 10 yıl geçti. Dünyadaki mülteci krizinin en yoğun yaşandığı ülke ise Türkiye’ydi. Gaziantep’te görüştüğümüz Suriyeli sığınmacılar, savaşın bedelini daha çok çocuklarının ödediğini düşünüyorlar.

Afrika’nın kuzeyindeki Tunus’ta başlayan Arap Baharı, Ortadoğu’daki birçok ülkenin yarım asırlık yönetimlerini devirdi. Halk isyanlarının başlamasıyla Suriye’ye sıçrayan bu isyan dalgası, uzun soluklu bir savaşı da beraberinde getirdi. Esad rejimin yanı sıra birçok terör örgütünün sert baskısı ve silahlı çözümleri, Suriye’yi adeta bir deneme coğrafyasına dönüştürdü. Dünya devletleri, krizin son durağı olan Suriye’de savaşın bitirilmesi için müzakere masalarına oturdu. Tüm bu gelişmelerin ardında milyonlarca Suriyeli ise vatanlarını terk etmek zorunda kaldı. Dört bir yanı terör örgütleriyle sarılı Suriye’de başkent Şam dışında neredeyse tüm kentler, “Hayalet Kent” haline geldi. Savaşta yüzbinlerce insan öldü. Evlerini terk eden Suriyelilerin ilk durakları ise komşu ülke Türkiye oldu. Dünya mülteci sorununa kulak tıkarken Türkiye 4 milyona yakın Suriyeliye kapılarını açtı. Savaşın başladığı yıllarda zorunlu göçün kurbanı durumundaki çocuklar, bugün Türkiye’de anne-baba oldular. Yıllar içinde büyük şehirlerdeki nüfusları milyonlara ulaşan Suriyeli sığınmacıların yükünü en fazla çeken kentlerden birisi de Gaziantep. Gaziantep’te yaşayan Suriyeli sığınmacıların sorunlarını ve yaşam mücadelelerini yine onların ağzından dinledik.

“Zorunlu misafirliğin mahcubiyetini yaşıyoruz”

Yusuf Abuzer

Suriye’deki savaştan önce varlıklı bir ailesi olduğunu ve maddi açıdan asla geçim sıkıntısı yaşamadığını söyleyen 30 yaşında üç çocuk babası Yusuf Abuzer, Türkiye’ye geldikten sonra en büyük sorunun açlık ve zorunlu misafirlik olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam ediyor: “Suriye’de hayat böyle değildi. Her şey ucuz ve yaşam çok kolaydı. Sevdiklerimiz yanımızdaydı. Sürekli akrabalarımıza misafirliğe gider, uzun uzun oturur sohbet ettikten sonra evimize dönerdik. Uzun sohbetlerimiz en fazla 3 saat olurdu. Sohbetlerimiz ne kadar uzun olsa da insanları rahatsız etmemek adına fazla kalmamaya özen gösterirdik. Şimdi ise yaklaşık 10 yıldır Türkiye’deyiz. Biliyorum bu misafirlik çok çok fazla sürdü ve bu misafirliğin mahcubiyetini yaşıyoruz. Oysa şimdi dönecek bir evimiz bile yok. Savaştan sonra evimizi, ekmeğimizi, sevdiklerimizi kısacası hayatımızı kaybettik.”

İlk Önce Suriyelileri Çıkartın’’

Türkiye’ye geldikten sonra sıfırdan bir hayat kurma mücadelesi veren ve yaşadığı zorlukları yutkunarak anlatan 39 yaşında 4 çocuk babası Halid Azizi ise tam iş bulup çalışmaya başlamışken, şimdi de Covid-19 salgını nedeniyle işyerindeki küçülme kararı sonucu işsiz kalma ihtimaliyle karşı karşıya kaldığından söz ediyor.  Azizi yaşam mücadelesini şöyle anlatıyor: “Suriye’den Türkiye’ye zorlu bir süreçten geçerek geldim. Günlerce aç ve susuz bir şekilde yürümek zorunda kaldım. Bunlar size zor gelebilir ama artık bana zor gelmiyor. Zorluk Türkiye’de iş bulup o işte kalmakla başlıyormuş aslında. Burada bir fabrikada iş buldum. Amacım çalışıp ailemi yanıma almaktı ki öyle de oldu. Evet, ailemi yanıma aldım ve sıfırdan bir hayat kurmak için her gün durmadan çalıştım. Her şey tam rayına girdi derken bu Covid-19 salgını çıktı. Birçok yerde salgından dolayı işverenler küçülme kararı alarak işçi çıkarmaya başladı. Bizim Türkiye’de vatandaşlığımız olmadığı için fabrika da bize sigorta yapmadı. Sigortamız olmadığı için ‘ilk önce Suriyelileri çıkartın’ denildi”.

“Gelin Olarak Suriyelilerin Kadınlarını Alın’’

Savaşın getirdiği zorunlu göçün bir diğer kurbanı ise Selva Handan. 31 yaşında 4 çocuk annesi ev hanımı Handan, Suriyeli sığınmacı kadınlarının adeta sesi oluyor: “Suriye’de savaş başladığında ben 20 yaşında ve iki çocuk annesiydim. Suriye’deydim ve 4 yıl o savaş içerisinde iki çocuğumla hayatta kalma mücadelesi verdim. Eşim bizim için Türkiye’ye geldi. Başlarda her an savaş biter diye Suriye’den hiç çıkmadım. Fakat savaş adı altında karşımda kadın ve çocuklara tecavüz edildiğini gördüm. İnsanlar savaş ahlakını bile unutmuşken daha fazla duramazdım orada. Çocuklarımı da alıp kaçmak zorunda kaldım. Türkiye’ye eşimin yanına geldim, ama ‘keşke Suriye’de kalıp ölseydim’ diyorum. Evet, bize çok yardım edildi maddi, manevi Allah razı olsun. Ama insanlar biz Suriyeli kadınlara çok kötü gözle bakıyor. Türkiye’de çocuklarını evlendirmek isteyen anneler ‘gelin olarak Suriyelilerin kadınlarını alın’ diyerek bizleri aşağılıyor. Evli olan erkekler ise ‘bir Suriyeli daha alalım, ne olacak zaten savaş ortasındalar’ sözlerini yüzümüze vuruyorlar. Bir kadın, bir anne ve her şeyden önemlisi bir insan olarak bu onur kırıcı tutumu kabullenemiyorum.”

“O Suriyeli, Onunla Oynamayın”

Suriyeli sığınmacı çocuğu olan 14 yaşındaki Muhammed Azizi, arkadaşlarıyla yaşadığı sorunları anlatırken, en çok da arkadaşlarının ailelerinden gördüğü ayrımcı tavra dikkat çekiyor: “Annem bizi parka götürmüyor, sokağa çıkmamıza da kızıyor. Komşulardan çok şikâyet geliyormuş, çok ses yapıyormuşuz ve bizden rahatsız oluyorlarmış. Zaten sokakta da kimse bizimle oynamak istemiyor. Ben ve kardeşlerim amcamızın çocuklarıyla birlikte ya okulda ya da kendi evlerimizde oynayabiliyoruz.” Sokakta yaşadığı sorunları dile getiren Muhammed, aynı sorunlarla okulda da karşılaştığına dikkat çekerek şöyle devam ediyor: “Babam beni bir Türk okuluna yazdı. Ama okuldaki arkadaşlarımın hepsi Türk, kimse benimle konuşmuyor. O yüzden okulda hiç arkadaşım yok. Çünkü ben Suriyeliyim. Sınıf arkadaşlarımın aileleri elleriyle beni işaret ederek ‘bu çocuktan uzak durun, o Suriyeli, onunla oynamayın’ diyor.”

Savaşın Bedelini Çocuklarımız Kimlikleriyle Ödüyor’’

Baba Halid Azizi çocuklarının kimlik ve kişilik sorunları yaşadığına dikkat çekerek bu sorunu çocuklarının ağzından şöyle aktarıyor: “Suriye’den geldiğimiz günden beridir her şeyle bir mücadele halindeyiz. Çocuklarımız bu mücadelenin aktif rolünü üstleniyorlar. Okulda, sınıfta, parkta daha birçok yerde çocuklarımız Suriyeli damgası vurularak ötekileştiriliyor. Küçük kızım Reyan ‘baba biz Suriyeliyiz değil mi? Suriyeliler çok kötü. Ben bir daha Suriyeli olduğumu söylemeyeceğim. Soran olursa Türk’üm diyeceğim, o zaman bizimle oynarlar. Suriye’ye gittiğimde ben de Suriyeli olmayanlarla oynamayacağım’ diyor. Bu durum çocuklarımda bir kişilik ve kimlik karmaşasına sebebiyet veriyor. Bir baba olarak savaşın bedelini çocuklarımızın kimliğiyle ödediğini görmek beni perişan ediyor.”

“Savaş Bittiğinde Ülkeme Döneceğim’’

Türkiye’de yaşadıkları her sorunu tek tek anlatan ve Suriye’deki savaş bittikten sonra ülkesine döneceğini belirten Halid Azizi, sözlerini şöyle tamamlıyor: “Bize hep şunu soruyorlar: ‘Savaş bitince gidecek misiniz?’ Ben de ‘evet gideceğim’ diyorum. Çünkü Türkiye’de çok şükür başımızı sokacak bir evimiz kira da olsa var. Aldığımız yardımlar bize az çok yetiyor. Bu konuda minnettarız. Nankörlük edemem ama bir laf bilirsiniz, bülbülü altın kafese koymuşlar yine de vatanım demiş. Bizimkisi işte o hesap. Herkesin vatanı kendisine özel ve güzeldir. İnşallah savaş bittiğinde gideceğim ve toprağımı öpeceğim.”

Görüştüğümüz kişilerin tümü, Türkiye Cumhuriyeti devletinden kişi başı aylık 120 Türk Lirası maddi ve Kızılay’dan erzak yardımı aldıklarına dikkat çekiyor. Yaşadıkları bütün zorluklara ve ayrımcılıklara rağmen savaştan uzakta ve hayatta oldukları için memnun görünüyorlar.

0 yorum
4

Yorum Yapın