Anasayfa Analiz Analiz: Zevahir ile Hakikatin Mücadelesi

Analiz: Zevahir ile Hakikatin Mücadelesi

, admin

TEZCAN DURNA [1]

“Tarihin ve zamanın felce uğramasının, tarihsel zaman temeli üzerinde kurulu olan tarihin terk edilmesinin mevcut toplumsal örgütlenmesi olan gösteri, zamanın yanlış bilincidir…”

Guy Debord

                                                                                      

“Depremin hemen arkasından düzenlenen ‘Türkiye Tek Yürek’adlı bütün televizyonlardan canlı yayınlanan yardım kampanyasını ne kadar iyi tanımlıyor değil mi ‘gösterinin ilan ettiği gerçek dışı birlik’ ifadesi? Orada bütün hakikatler nasıl da irrasyonel birlik söyleminin içinde buharlaşıp atmosfere karışmıştı.”

AKP’nin 20 yılı aşkındır devam eden bütün iktidarı süresince ve tabii ki Kahramanmaraş Pazarcık ve Elbistan merkezli büyük depremler sonrasında gösterdiği performans ile yarattığı medya sisteminin içindeki medya kuruluşlarının gösterdiği performans arasındaki ilişkiyi zevahir ile hakikat arasındaki mücadelenin billurlaştığı bir tarihsel uğrak olarak görebiliriz. Depremler kuşkusuz çok büyük, yıkıcı ve sarsıcı. Ne var ki, bu yıkıcılığın üstüne AKP iktidarının zaten çoktandır yarattığı yıkıntının çökmesiyle depremin yarattığı yıkıntının etkisi daha da büyük oldu.

Bütün krizler zevahiri kurtararak çözülüyor

AKP iktidarı, özellikle de tek adam rejimine geçildiğinden bu yana büyük ölçüde idari yapısını zevahiri kurtarmak üzerine oluşturdu. Ekonomi kötü mü gidiyor? Bir kampanya düzenle, sermayedarlara bir çağrı yap, yurttaşları bir dayanışmaya çağır, ekonomiye düzelme görüntüsü ver. Ekonomik krizden dolayı konut krizi mi yaşanıyor? Hemen bir kampanya düzenle, TOKİ’ye bir konut projesi hazırlat, bunun lansmanını havuza atılmış medya kuruluşları üzerinden şaşaalı bir şekilde yap, al sana sorun çözüldü. Nasılsa havuzdaki medya kuruluşları gerçekten konut sorunu yaşayan insanlara, kiracılarla ev sahipleri arasında yaşanan çekişmelere kör ve sağır. Körler ve sağırlar arasında geçen imkânsız diyaloğun içine toplumu hapsettiğiniz anda, zevahirle toplumu idare etmeye devam edersiniz. Fiyatlar çok mu arttı? Zincir marketlere bir operasyon düzenlersiniz, büyük cezalar kesersiniz, “Ey marketler, gözümüz üzerinizde” diyerek bir nidada bulunursunuz. Nasılsa bu nida yüzlerce medya kuruluşunda aynı anda yankılanır. Yankılanan bu sesin zincir marketleri ve bütün perakendecileri korkuttuğu vehmi toplumun tümüne yayılır. Bu marketler üretim maliyetlerinin artışından dolayı ürünlere zam yapıyormuş, zamsız satış yaparsa yerine bir daha aynı ürünü koyamayacakmış, kimin umurunda? Bu nidanın yankısının vatandaşa etkisi olmayacakmış, yine kimin umurunda? Zevahir, her şeyden daha önemli. Zevahiri kurtardığınız anda, güç de elinizdeyse, vatandaşın boğazından geçen ekmeğin yarıdan da daha fazla azaldığını nasılsa duymanıza imkân yok. Arada bu sesi duymayı engelleyen sinyal kesiciler var nasılsa. Tıpkı liderin bir yerden başka bir yere giderken bindiği aracın etrafında fır dönen sinyal kesici araçlar gibi, vatandaşın midesinden gelen açlık gurultusunu duymayı engelleyen medya kuruluşları vardır. Zevahir, tam da bu sinyal kesiciler gibi işler. Bütün hakikatlerin duyulmasını, görülmesini engeller. Bu sinyal kesiciler sayesinde ne siz duyabilirsiniz bu gurultuyu ne de gurultunun sahipleri. Gül gibi yaşayıp gidersiniz.

Gerçek dışı toplumsal birlik sınıf ayrımlarını gizler

Göçük altından kurtarma operasyonlarını yürütenlerin kurtarma anlarının görüntüsünü ele geçirme, yani depremzedeleri kurtarmanın “şanını sahiplenme”, Kızılay’ın bir yardım derneğine tam da en ihtiyaç olduğu anda çadır satması, muhalif belediyelerin yardımlarını sabote etmek ya da koordinasyon bahanesiyle görünmez hale getirmek gibi depremler sonrasındaki bütün eylemler mevcut iktidarın neredeyse 20 yıllık icraatlarının alametifarikasıdır aslında. Bu aynı zamanda zevahir ile hakikatin mücadele örnekleridir. Bu örnekler saymakla bitmez. Bunu iyi anlayabilmek için zevahirin ne olduğundan yola çıkalım. Zhr sözcük kökünden gelen ẓawāhir “görünen şeyler, görüntüler” sözcüğünden alıntıdır. Bu sözcük Arapça ẓāhira(t) “görünen şey” sözcüğünün fawāˁil vezninde çoğuludur.[2] Türkçede zuhur etmek, zahir, zuhurat gibi eski Türkçeden gelen pek çok sözcüğün de kökenidir aynı zamanda. “Zevahiri kurtarmak” deyimi de bu sözcüğün verdiği ilhamla oluşmuş ve Guy Debord’un Gösteri Toplumu eserinde dile getirdiği, her şeyin gerçeğinin yerine gösterisinin geçtiği saptamasını da özetler. Zevahir, görünenler, görüntüler gibi düz anlamıyla okunsa da, hakikatin tümüyle görünene indirgenmiş olmasının çarpıcı ifadesidir. Aslında günümüz gösteri toplumunun alametifarikası olan zevahir, bir anlamda hakikatin de yerini almıştır. Hakikati tamamen gözden ırak hale getirip sürgün eden zevahir, bütün otoriter yönetimlerin destekçisi olarak sürekli çağırılan gerçek dışı toplumsal birliğin içinde bütün sınıf ayrımlarının da gizlenmesini sağlar. Bunu daha iyi anlayabilmek için Guy Debord’a kulak verelim:

“Gösterinin ilan ettiği gerçek dışı birlik, kapitalist üretim tarzının gerçek birliğinin dayandığı sınıf ayrımını gizler. Üreticileri dünyanın kuruluşuna zorlayan şey, aynı zamanda onları dünyadan ayıran şeydir. Yerel ve ulusal sınırlarından kurtulmuş insanları bir araya getiren şey, aynı zamanda onları birbirinden uzaklaştıran şeydir. Rasyonelliğin derinleştirilmesini gerektiren şey, aynı zamanda hiyerarşik sömürünün ve baskının irrasyonelliğini besleyen şeydir. Toplumun soyut iktidarını yaratan şey onun somut özgürlüksüzlüğünü de yaratır.”[3] (Debord, 2006: 69-70)

İktidar zevahir ile deprem krizini çözüyor!

Depremin hemen arkasından düzenlenen “Türkiye Tek Yürek”[4] adlı bütün televizyonlardan canlı yayınlanan yardım kampanyasını ne kadar iyi tanımlıyor değil mi “gösterinin ilan ettiği gerçekdışı birlik” ifadesi? Orada bütün hakikatler nasıl da irrasyonel birlik söyleminin içinde buharlaşıp atmosfere karışmıştı. Deprem öncesinde pek çok bilim insanının “Kahramanmaraş’ta şiddetli deprem olacak” uyarıları bu birlik içinde unutulmaya terkedilmişti. Yine deprem öncesinde, bütün deprem uzmanı ile inşaat mühendislerinin uyarılarına rağmen “imar afları”nın çıkarılması ve bu aflara tamah ederek başını sokacak bir dört duvara sahip olan insanların çaresizlikle karışık hırsları akıldan çıkıvermişti. Hele hele depremin ilerleyen günlerinde cılızlaşarak devam eden depremzedelerin arşa ulaşan haykırışları muhayyel tek yürek içine hapsolup kalmıştı. Bu kampanyada 100 bilmem küsur milyar TL para toplandı. Toplanan paraların da ne kadar zevahir olduğu ilerleyen günlerde çok iyi anlaşıldı. Zira bu toplandığı iddia edilen, ünlü program yapımcısının hatırına yuvarlanıveren rakamlar da televizyon ekranında anında ışıldatılan bol ışıklı meşhurlar gibi, sonra da kuyruklu yıldız misali ortalıktan kaybolan hayal haline geldi. Televizyon zaten böyle bir şey değil mi? Yarattığı ünlüleri de anında parlatıp sonra unutuşun talihsiz girdabına hapsetmez mi? Televizyonun yarattığı görüntülerle çaresizliğin acımasız çarkına terk edilen depremzedelerin sesleri boğuldu ve AKP iktidarı her zaman yaptığı şeyi yaparak “zevahir”le deprem krizini çözdü, çözmeye de devam ediyor! Bu kriz çözme örneklerinden birkaç örnek verince AKP’nin bu maharetini daha da iyi anlamak mümkün olur sanırım.

Deprem bölgesinden zevahir örnekleri

Sivil toplum kuruluşlarının topladığı ayni yardımların üstüne AFAD logolarının yapıştırılması ve tabii ki AFAD koordinasyonu altında dağıtılmasına zorlanması. [5]

Yereldeki belediye ve sivil inisiyatiflere kayyumlar atanması.[6]

Uluslararası enkaz kaldırma ekiplerinin kurtardığı depremzedeler çıkarılırken, AFAD ve diğer makbul sivil kuruluşların hızlıca atılarak “gerisini biz hallederiz” demesi ve bunu yaparken video çekimi ve canlı yayın yapması.[7]

AHBAP Derneği’ne gönderilen nakdi yardımlara çökmeye yüzleri tutmayınca, bu paralarla TOKİ aracılığıyla depremzedeler için konut yaptırılacağının açıklattırılması.[8]

Muhalefet belediyelerinin yaptığı yardımların görünmez kılınması için elden gelen her şeyin yapılması. Misal Cumhurbaşkanı Başdanışmanlarından Fuat Oktay’ın Hatay Havalimanı’nın tamirinin Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmış olmasına sert şekilde tepki göstermesi.[9]

Kızılay Derneği’nin AHBAP Derneği’ne ve başka özel şirketlere depremlerin daha ikinci-üçüncü gününde çadır ve bilumum gıda ve başka malzemeler satması.[10]

Hükümetin propaganda makinesi gibi çalışan ana akım medya kuruluşlarının, göçükler altında imdat çığlıkları atan ve bu çığlıkları kendi çığlıklarıyla birleştirip yetkili birilerine duyurmaya çalışan insanların yerine, kurtarma çalışmalarının ilerleyen günlerinde sadece mucize kurtarma olaylarına odaklanarak canlı yayın yapmaları.

Güçlü görüntüsü despotik yönetimlerin korku aracıdır

Bütün bu olaylar, mevcut iktidarın zevahirle durumu idare etmeye çalışması çabasından başka bir anlam ifade etmiyor. Ne var ki, zaten her türlü baskıcı iktidarın varlığı görüntüden ibarettir. Gücü ve mahareti görüntüdedir. Misal, iktidar katından depremin ardından ortaya çıkan beceriksizliklere yönelik yoğun eleştiriler karşısında art arda gelen “Not alıyoruz, kayıt ediyoruz, sırası gelince kayıtları açacağız” yönlü tehdit açıklamaları, aslında bitmiş olan gücünü görüntüyle kurtarma çabasıdır iktidarın. Gücünüz yoksa güçlü görüntüsü çizmelisiniz ki, kitleler sizden korkmaya devam etsin. Bütün faşist iktidarlar da küçük bir oligarşik grubun yarattığı korkuyla geniş kitleleri teslim alma operasyonu değil midir? Dağınık kitleleri elinizde sonsuz bir güç olduğuna inandırırsanız, korkutursunuz; korku bir süre sonra rızaya dönüşür ya da tam tersi, kitleleri onları temsil ettiğinize inandırmakta zorlanmaya başladığınız anda, onlara güç gösterisi yaparsınız. Yüzlerce araçlık konvoylarla bir yerden bir yere gitmenin tek sebebi, olası suikasta karşı alınan önlem olamaz. Bu sayede kitleleri uzun konvoy kuyruklarıyla oluşturulmuş koreografi yoluyla hem güçlü olduğunuza hem de erişilmez olduğunuza inandırırsınız. “İtibardan tasarruf olmaz” mottosu da bu neviden bir meramın ifadesidir aslında. Böylece kitleler çaresizlik içinde gücün etrafında kümelenerek düzenin devam etmesine razı edilir. Razı olmayanlar ise ölümle, hapisle, baskıyla, soruşturmayla terbiye edilir ve susturulur. Despotik iktidarlar için görüntü her şeydir, hakikat hiçbir şey.

Felaket haberleri izleyiciyi kendi kendini avutan bir pozisyona kilitler

Aslında genel olarak haberler, “Bir trajediyi bildirirken genellikle söz konusu tüyler ürpertici davranışı yalnızca belirli bir kişiye özelmiş gibi gösterir. Tesiri çok daha geniş çaplı ve faydası çok daha fazla olacak o sonuca bir türlü varmaz, yani hepimizin her an felaketle sonuçlanacak bir olaya karışabileceğimiz fikrine karşı koyar. Eğer gerektiği gibi özümsenirse, bunu bilmek bizi efkârlı ve olgun bir hüzne sürüklemelidir.”[11] Depremle ilgili karşımıza çıkan, iktidarın bu zevahir örnekleri, ana akım medyadan bize hakikatle ilişkisi içinde ulaşmadı. Ana akım medya, genel olarak elbette izleyicisini-okuyucusunu “Haberlerde gördükleriniz iyi ki sizin başınıza gelmedi, gelmesi ihtimali de yok” diyerek avutan bir pozisyona kilitler. Bu ana akım medyanın habere yaklaşımının en bilindik göstergelerinden birisidir. Bunun tabii ki yapısal ve ekonomik nedenleri vardır. Tam da bu nedenle ana akım medya asla felakete uğramış insanların acısından sağlıklı bir kamusal duyarlılık ortaya çıkarmaz. Ortaya çıkan kamusal tepkiler genellikle arızi, geçici ve patolojik tepkilerdir. Ana akım medyanın sansasyon tutkusu, izleyici arttırma kaygısı ve ele aldığı konuları sulandırma arzusu en vahim olayların mağdurlarının bile bir seyir nesnesine dönüştürülmesine yol açan bir eğilime mahkum eder onu. Ana akım medyaya dair bu genel özellik, AKP iktidarının teslim aldığı ana akım medyada şahikasına ulaştırılarak işlevsel hale getirilmiştir.

Artık ana akım medyayı da çeken kameralar var

AKP’nin mevcut eşitsizlikleri, çelişkileri, kendi yarattığı rejimin yol açtığı biçareliği ve bunun yol açtığı krizleri zevahir ile idare etmesinin öncelikli aracı bizatihi kendisi saf görüntüden ibaret hale gelmiş medya olmuştur. Görünenin ötesinde ne olduğunu ancak kameralar ve mikrofonlar mağdurlardan, sıradan halktan kaçırıldığı anda anlaşılabilmiştir. İnternetin bu derece yaygın olmadığı, sosyal ağların herkesin herkese ulaşmasını mümkün kıldığı dönem öncesinde kameranın kadrajının dışında asıl olarak nelerin döndüğünü ancak birkaç kişi bilebiliyordu. Ancak bu koşullar altında kameranın kadrajının dışında nelerin yaşandığını artık kolayca görebiliyoruz. Kameranın çektiği görüntünün bize ulaşanından fazlasını beyaz camdan izleyenin bilmesine imkân yoktu. Artık günümüzde çekim yapan kamerayı çeken, onu çeken kamerayı da çeken mutlaka başka kameralar var. Bu, bir yandan yine acıyı seyirlik hale getirme riski barındırmakla birlikte despotların işini zorlaştıran bir işlev üstleniyor. Bir yandan zevahir her şey, diğer yandan zevahir pek çok şeyi de kurtaramıyor.

Biz artık zevahirin bize hakikati iletmediğini çoktandır biliyoruz. Zevahire inananlar artık onun hakikat olmadığına bile bile inanıyor. Yalana inanan kitleler sadece yalana inanma ihtiyacı olduğu için inanır. Çaresizlik despotik yönetimlerin can suyudur. AKP iktidarı depremin üstünden bir aydan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen hala su, çadır, tuvalet, gıda ihtiyacını bas bas bağıran çaresiz insanlara karşı kulaklarını tıkıyorsa bir nedeni acizlik ise bir diğer nedeni kasıttır. Zira onlar çok iyi biliyorlar ki, aciz insan, çaresizlik içinde celladına sarılır. Çaresizlik içindeki insanların celladına sarılmaması için, tek çaremiz bir arada durmaktır.


[1] um:ag Genel Yayın Yönetmeni, serbest akademisyen

[2] https://www.nisanyansozluk.com/kelime/zevahir

[3] Guy Debord (2006), Gösteri Toplumu, (Çev. Ayşen Ekmekçi ve Osman Taşkent), İstanbul: Ayrıntı Yayınları, s. 69-70.

[4] https://www.cnnturk.com/turkiye/turkiye-tek-yurek-yardim-kampanyasi-ne-zaman-saat-kacta-yardim-gecesi-yayin-kanallari-ve-sunuculari

[5] https://www.medyafaresi.com/haber/alman-medyasi-turkiyeye-gonderilen-yardim-cadirlari-uzerine-afad-ve-akp-logosu-basildi/1009401

[6] https://www.dokuz8haber.net/deprem-yardimlarina-kayyim-atandi

[7] https://kisadalga.net/haber/detay/deprem-bolgesindeki-rekabeti-acikladi-ekipler-tam-cocugu-kurtaracaklari-sirada-kameralari-cagirip-sizin-isiniz-bitti-diyorlar_56076

[8] https://haber.sol.org.tr/haber/haluk-levent-sizin-paraniz-benim-namusum-hic-kimseye-kurulusa-vermem-366014

[9] https://www.krttv.com.tr/gundem/fuat-oktay-in-siz-kimsiniz-havalimani-yapacaksiniz-h146288.html

[10] https://www.cumhuriyet.com.tr/turkiye/murat-agirel-ahbapin-ardindan-acikladi-kizilay-baska-kuruma-da-cadir-satti-2055510

[11] Alain de Botton (2015), Haberler: Bir Kullanma Kılavuzu, (Çev. Zeynep Baransel), İstanbul: Sel Yayınları, s. 198.

0 yorum
2

Yorum Yapın