Salt Galata’da açılan “İşi Olmayan Giremez” sergisi, fabrika mekânlarından küresel tedarik zincirlerine uzanarak emek-sermaye ilişkilerini, işçi bedenini ve çalışma kültürünü farklı perspektiflerden ele alıyor. Sergi, 14 Şubat 2027’ye kadar Salt Galata’daki Mastercard Sergi Mekânı ile binanın giriş ve birinci katlarında ziyaret edilebilecek.
Salt Galata’da açılan “İşi Olmayan Giremez” sergisi, fabrika mekânlarından küresel tedarik zincirlerine uzanarak emek-sermaye ilişkilerini, işçi bedenini ve çalışma kültürünü farklı perspektiflerden ele alıyor.
Salt’tan Eylül Şenses’in programladığı sergi, üretimi işçi bedeni, iş yerleri, kent mekânı ve küresel dolaşım ağları üzerinden inceliyor. Sanatçı ve araştırmacıların çalışmalarını bir araya getiren sergi, üretim süreçlerinin toplumsal etkilerine, sanayi alanlarının dönüşümüne ve işçi mücadelelerinin hafızadaki izlerine odaklanıyor.
1980’lerden itibaren üretimin küresel ölçekte yeniden yapılanmasıyla birçok fabrika kent merkezlerinden çeperlere taşınırken, eski sanayi alanlarının yerini konut projeleri, alışveriş merkezleri ve kültür yapıları aldı. Sergi, üretimin fiziksel fabrika sınırlarının ötesine geçerek lojistik ağlar ve farklı çalışma biçimleri üzerinden devam eden dönüşümünü de inceliyor.
Merve Bedir’in çalışması, bedenin ve emeğin optimizasyon ve otomasyona tabi tutulması süreçleri üzerinden insan, makine ve mekân arasındaki ilişkiyi araştırıyor.
Kamil Dalkır ve Sibel Karadağ, İstanbul’daki geri dönüşüm sahalarını küresel atık ekonomisi bağlamında ele alırken, Avrupa’dan ithal edilen atıkları işleyen işçilerin maruz kaldığı bedensel tahribata odaklanıyor.
Belit Sağ’ın çalışması ise Sümerbank Bakırköy Bez Fabrikası’nın özelleştirme ve tasfiye sürecini inceliyor. Çalışma, kamu fabrikalarını devletin sırtındaki bir yük olarak tanımlayan neoliberal söylem ile ağır çalışma koşullarının işçi bedeninde bıraktığı hasar arasındaki ilişkiyi ele alıyor.
Dilşad Aladağ, Simyonoğlu Fabrikası’nın önce Millî Fabrika’ya, ardından müzeye dönüşümünü resmî arşivler, toplumsal anlatılar ve kişisel hafıza arasındaki gerilimler üzerinden araştırıyor.
Metehan Özcan’ın iş ilanları ve fabrika yıllıkları gibi buluntu malzemelerden oluşturduğu arşiv ise modernist çalışma ve barınma mekânlarındaki özel-kamusal alan ayrımını ve endüstriyel üretim ile toplumsal yeniden üretim arasındaki ilişkiyi sorguluyor.
Sergi, fabrikaları yalnızca disiplin ve tahakküm alanları olarak değil, aynı zamanda dayanışma ve kolektif direnişin geliştiği mekânlar olarak ele alıyor.
Sultan Gökdemir’in çalışması, 1989’da Türkiye genelinde gerçekleşen işçi eylemlerini ve bu eylemlerin kenti kolektif bir itiraz alanına dönüştürmesini belgeliyor.
Tamar Levit ve Yaën S. Levi ise Neval Tarım ve Çalışan Eller korosuyla birlikte, küresel tedarik zincirleri için üretim yapan tekstil işçilerinin hak mücadelesini odağına alıyor.
Çalışmalar, emek mücadelesinin yalnızca üretim alanlarındaki koşullarla sınırlı olmadığını; kent yaşamı, toplumsal hafıza ve küresel ekonomik ilişkilerle de bağlantılı olduğunu ortaya koyuyor.
Salt Araştırma arşivlerinden derlenen sunum, 1930’lardan 1970’lere uzanan dönemde Vasil Vingas, Doğan Tekeli, Sami Sisa, Aydın Boysan, Cengiz Bektaş ve Şevki Pekin gibi mimarların tasarladığı fabrikalara odaklanıyor. Fabrika yapıları, Türkiye’nin mimarlık ve mühendislik tarihinin yanı sıra dönemin toplumsal dinamikleri ve çalışma kültürüne ilişkin izler de taşıyor.
Salt’ın yeni sergisi, 14 Şubat 2027’ye kadar Salt Galata’daki Mastercard Sergi Mekânı ile binanın giriş ve birinci katlarında ziyaret edilebilecek.
Sergi, Hollanda Krallığı’nın desteği ve Bankerhan Hotel, Eureko Sigorta ile Jotun’un katkılarıyla gerçekleştiriliyor.
Haber Görseli: Metehan Özcan, Vasıfsız (2026)

